Kurumsal

Corporate

Bireysel

Individual

"Dünyanın İlk Mizaç 
Merkezine Hoş Geldiniz"

Mizmer Bireysel Danışmanlık
mizmer

İlişkilerde Bağımlılık

“Ben sana mecburum bilemezsin;
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.”
Attila İlhan’ın bu dizeleri çoğumuza okuduğumuzda ya da dinlediğimizde derin bir aşkı ve bağlılığı düşündürür. Aşk ve bağlılık hayata anlam katan belki de en yüce duygulardır. İnsanlığın kaderindeki en büyük adımların atılması ya da en güzel destanların yazılmasından tutun da dinlediğimiz en güzel müziklere kadar yaşadığımız dünyanın kalbinin atmasını sağlayan şeydir aşk… 
Aşkın kişisel hayatımızdaki yerine baktığımızda ise yapabileceklerimizin sınırlarını yerinden oynatan, olmaz denenleri olduran, kendimize “yeni bir kendiliği” tanıtan güçlü etkisini hepimiz biliriz. İşte kalbimizin bir başka atmasını sağlayan duygu olmaktan çıkıp da bizi hiç farkına varmadan esir alan yanı yani aşktan çıkıp bağımlılığa evrilen yanı da madalyonun hiç farketmediğimiz ikinci yüzü olarak tam oradadır. Aşık olunana dair yaşanan güzel ve derin duygular siz hiç fark etmeden prangalara ve zincirlere bırakıverir yerini. Bu durum mizacımıza öyle uygun şekillenir ki orada durup “aklımda” dememiz için bizi dışardan gören bizden bir çift göz daha gerekir. Aşkımızın mizacına göre kendimize şunları derken buluruz:
“O benim annem gibi, babam gibi hatta elim kolum gibi, artık ben kendimi O’ymuşum gibi hissediyorum.”(DTM6’ysak bağımlı ilişkimize dair iç sesimiz)
“Onun tüm ihtiyaçlarını ben düşünüyorum ve hepsini karşılamak benim görevim; yemeğini yedi mi, hastalanmaması için vitaminlerini düzenli alıyor mu, bak yine uykusuz kalacak hemen uyumalı, onun yanından bir an dahi ayrılmamalıyım ki bütün bunları ben karşılamalıyım.”(DTM2’ysek bağımlı ilişkimize dair iç sesimiz)
“Ben onu aşkların en yücesiyle seviyorum, öyle ki ruhumu acıtıyor bu, o benim varoluşumun hayattaki en güzel karşılaşması, onu kaybetmek benim için hayatın tüm anlamını kaybetmek demek…”(DTM4 isek bağımlı ilişkimize dair iç sesimiz)
“Onun beni beğenmesi için elimden gelen her şeyi yaparım. Yeter ki beni bırakmasın, onun istediği gibi görünmek hayattaki en büyük çabalarımdan birisi, eğer bir gün beni beğenmediğini hissedersem o gün ben de kendimden nefret edeceğim.”(DTM3 isek bağımlı ilişkimize dair iç sesimiz)
Hayatımdaki tüm doğrular ve yanlışlar yerinden oynuyor, hepsi onunla birlikte olmak adına gözüm kapalı bir bir vazgeçtiğim şeyler, doğrularım ve yanlışlarım benim hayatımın temelini oluşturuyordu. Oysa ki, şimdi baktığımda o olsun yeter, başka  hiçbir şey önemli değil diyorum.” (DTM1 bağımlı ilişkimize dair iç sesimiz)
Ne kadar farklı seslerde konuşuyoruz ama ne kadar aynı şeyleri söylüyoruz değil mi? “Ben sana mecburum” cümlesinifarklı mizaçların varoluşsal arayışlarından duyuyoruz.  Yukarıdaki cümlelerden birisi tam da bizim bağımlı ilişkimizdeki iç sesimiz belki de… Bir an dahi ayrılmak istemediğimiz, uğruna aldatılmayı, yok sayılmayı, kendi doğrularımızı unutmayı, hayallerimizden vazgeçmeyi tereddüt dahi etmeden yaptığımız “yüce aşk”ımızın bizi mizacımızın varoluşsal arayışından yakalayıp tam da buradan bağlayabileceğini belki hiç düşünmemişizdir. Hatta bunu fark etmek, şu anda bu yazıyı dahi okumak ilişki içindeki kendimizin yani “bağımlı ben”imizin feci canını yakacaktır. Fakat tam da burada durup, “bağımlı ben”imizi gerçekten gördüğümüzde ise; aslında gerçek sevginin sıkı sıkı tutmadan da yan yana olabilmek demek olduğunu fark edebilir ve kendimizi özgürleştirebiliriz. 
“Bağımlı ben”imiz ile bir-özdeşik olmadan onu özgürleştirmeyi başarmak ise tutunmaya çalışmaktan akışını fark edemediğimiz nice güzelliklere-yaşamaya kapımızı açmak demek olacaktır.
Özgürlükle ve sevgiyle kalın…